Türkiye’ye komşu olan ülkeler hangileridir? Sınır uzunlukları ne kadardır?



Türkiye’ye Komşu Olan Ülkeler

Merhaba arkadaşlar bu konumuzda ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyada kara veya deniz yoluyla sınır komşusu olduğu ülkeler hakkında önce özet bilgi paylaşıyoruz. Özet bilgi bana yetmez diyenler için ise alt kısımda ayrıntılı paylaşımımız var.
t%C3%BCrkiye Türkiyeye komşu olan ülkeler hangileridir? Sınır uzunlukları ne kadardır?
BATI KOMŞULARIMIZ

  • Türkiye’nin batıda iki komşusu vardır; Bulgaristan ve Yunanistan.
  • Türkiye’nin kuzeybatı komşusu Bulgaristan’dır. Türkiye’nin Bulgaristan sınırı alçak düzlüklerden oluşur. Meriç Irmağı sınırın küçük bir bölümünü oluşturur.
  • Bulgaristan’ın ortasında bulunan Balkan Dağları ülkeyi, doğu-batı ekseninde ikiye böler. Sınıra yakın bölgelerde ise Rodop Dağları bulunur.
  • Meriç, Yunanistan sınırının tamamını oluşturur.
  • Yunanistan sınırı alçak düzlüklerden oluşur.
  • Ege’de çok sayıda Yunan adası vardır. Kimi adalar, o kadar yakındır ki, Türkiye’den adadaki arabalar bile seçilebilir.
  • Yunanistan ile kıta sahanlığı konusunda anlaşmazlık yaşanmaktadır.

DOĞU KOMŞULARI

  • Yakın zamana kadar Türkiye’nin iki doğu komşusu vardı: İran ve Sovyetler Birliği. Ancak, 1989 yılında Sovyetler Birliği dağılınca yeni komşularımız oldu.
  • Gürcistan, Ermenistan ve Nahcivan yeni komşumuz olurken, artık Sovyetler Birliği ile sınırımız kalmadı.
  • Bu dönemde, İran ile sınırımız değişmedi. Aslında, Türkiye-İran sınırı, yüzyılları aşan, ülkemizin en eski sınırıdır.
  • Doğu sınırımızın tamamı dağlık bölgelerden oluşur.
  • Kısa aralıklarla akarsular sınırı çizse de, genellikle doğu sınırımızı dağların zirveleri oluşturur.
  • 1990’ların başında Ermenistan’ın giriştiği bir işgal hareketi ile Türkiye’nin Azerbaycan ile teması kesilmiştir. Ermenistan, hala bu toprakları işgal etmektedir.

GÜNEY KOMŞULARIMIZ

  • Türkiye’nin güney sınırını Suriye ve Irak oluşturur.
  • Suriye sınırı geniş düzlüklerden oluşur.
  • Irak sınırı ise dağlıktır.
  • Irak sınırımız Lozan’da çizilmiştir. Ancak, Musul ve çevresi sorunu Lozan’da çözülememiştir. Türkiye, bölgenin kendisine ait olduğunu savunmuş, ancak İngiltere bölgeyi, yeni kurulan Irak’a bağlamayı başarmıştır.
  • Suriye sınırımız da Lozan Antlaşması ile çizilmiştir. Ancak, bu antlaşmada Hatay bulunmuyordu.
  • Bağımsız Hatay, 1939 yılında kendisini fesih ederek, Türkiye’ye katılmaya karar verdi. Suriye bu karara karşı çıktı. İkinci Dünya Savaşı öncesinde bölgeden sorumlu olan Fransa kararı sessizce onayladı.

Yazımızın bu kısmında ise Türkiyenin Komşularına dair ayrıntılı paylaşıma ulaşabileceksiniz…

Yunanistan Sınırı

Türkiye-Yunanistan karasuları sınırı, Akdeniz’de Mets adası önlerinden baslar. Akdeniz’de Tütkiye-Yunanislan karasuları sınırı Meisten sonra Öniki Adalar dışta kalacak şekildedir. Meis adasının Türkiye kıyılarına uzaklığı 3 km den daha azdır.

Türkiye bu kesimde, bir karasuları sınırı varlığını kabul edemez. Çünkü, adaların minimum 3 millik karasulan hakkı olduğu kabul edilirse; Türk gemilerine Meis adası ile Teke yöresi arasındaki geçiş hakkı, kendiliğiden kapanmış olur.
Türkiye’nin güneybatı kıyılarını denizden kuşatan adalar topluluğu (On iki ada), 1911 Trablusgarp Savaşı’na kadar Osmanlı Devletine bağlı idi.
Savaşta İtalya’nın işgaline uğrayan adalar, 1946′ya kadar bu statüyü korudu. Ancak II. Dünya Savaş’ından yenik çıkan italya bu adaları 1947′de boşaltınca, Rum nüfus varlığını gerekçe gösteren Yunanistan Türkiye’nin aktif bir politika izlememesinden de yararlanarak adaları ülkesine katmıştır.

Ege denizindeki Oniki adalardan sonraki Türkiye-Yunanistan karasuları sınırı, Lozan Anlaşmasına göre belirlenmiştir. Bu anlaşmaya göre kuzey Ege’deki Gökçeada ve Bozcaada ile Türkiye kıyılarına 3 mil (5.56 km) kadar uzaklıkta bulunan adalar, Türkiye’ye bırakılmıştır Orta Ege adaları kıyılarımıza çok yakın olup, stratejik açıdan büyük önem taşırlar. Örneğin Dilek yarımadası ile Yunanistan’ın Sisam adası arasındaki Darboğaz’ın genişliği 1.7 km dir.

Yunanistan ile kara sınırımız, Meriç ırmağının ağız kısmından başlar. Irmak yatağını izleyen sınırı, Türkiye-Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarının kesişme noktasında, Kapıkule Gümrük kapısının hemen yakınında son bulur. Lozan Barış Anlaşması’na göre bugünkü şeklini almış olup, 212 km lik bir uzunluğa sahiptir. Karşılıklı geçişleri güçleştiren tek engel, Meriç ırmağıdır. Ancak yine de, yapay ve siyasî bir sınırdır.
Sınır boyunda iki ülke arasında yer alan gümrük kapıları ve geçiş güzergâhları vardır. Bunlar:
ipsala ve Karaağaç gümrük kapılarıdır.

Türkiye-Yunanistan kara ve karasuları sınırlarının, Türkiye aleyhine belirlenmiş olması nedeniyle, bu ülke ile aramızdaki sorunlar henüz çözümlenmiş değildir. Sorunların bazıları, tesbit edilmiş olan sınırların Türkiye aleyhine dengesiz olması ve Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı izlediği düşmanca politika ile ilgilidir. Bunları, kısaca şöyle özetlemek mümkündür:
Yaklaşık 400 yıl kadar Türk yönetiminde kalan Yunan halkı, 1829 Edirne Andlaşmasıyla bağımsızlığına kavuşmuştur. Yunanistan daha sonra, her fırsatta Osmanlı Devleti’nden arazi alarak sınırlarını Meriç’e kadar getirmiştir.

Lozan Anlaşmasıyla bu statü kabul edilmiş olmasına rağmen, Batı Trakya topraklan, etnik açıdan bir Türk bölgesidir. Bu topraklarda, 1990′da 150 000 Türk nüfusu yaşamaktaydı. Ancak Yunan yönetimi, Türklere zaman zaman çeşitli bahanelerle baskı yapmaktadır. Oysa, Batı Trakya Türklerine karşılık olarak istanbul’da kalan Rumlar, gayet rahat yaşar. Sayısı 100 bini bulan bu toplum, istanbul’un üst gelir grubunu oluşturur.
Yunanistan, gençliğini Megalo idea (Büyük gaye) gibi, boş bir hayalle yetiştirmektedir. Bu düşünce, eski Helen imparatorluğu’nu diriltme idealine dayanır. Megalo ideaya göre, Ege ve Marmara bölgeleri ile istanbul ele geçirilecek ve istanbul, Büyük Yunanistan’ın başkenti olacaktır. Bu görüş, zaman zaman Yunan yöneticileri tarafından da dile getirilmektedir.

Dış politikada örneğin Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve NATO platformlarında Yunanistan, her zaman Türkiye’nin karşısında yer almış ve almaktadır. Gerek devlet kurumları ve gerekse siyasal ilişkiler açısından Türkiye, Batı’lı bir ülkedir. Ancak eski Helen uygarlığının etkisinde kalan Batı ülkeleri, Yunanistan’a sempati duymakta ve onu desteklemektedirler.

Bu da Türk-Yunan sorunlarının çözümünü güçleştirmektedir.
Bu siyasal sorunlar yanında, Türk Yunan dostluğunu sadece temenni olarak bırakacak, fiili sorunlar da vardır. Batı Trakya Türklerine yapılan baskı, Ege kıta sahanlığı ve FIR hattı sorunu, bunların başında gelir. Yunanistan, 1974 Kıbrıs Barış hareketini bahane ederek Türk uçaklarına Ege semalarını kapatmıştır. Öte yandan “”Adaların da kara suları vardır”” tezini ileri sürerek Ege adalarına 12 millik kara suları hakkı istemekte ancak Türkiye, bunun 6 milden fazla olmasını kabul etmemektedir. Her iki şekilde de adaların kıyılarımıza çok yakın olması nedeniyle, Ege’nin büyük ölçüde Türk deniz ulaşımına kapanması anlamına gelir.

Bu ülkenin zaten amacı Ege denizini Türkiye’ye kapıyıp bir Yunan denizi durumuna getirmek ve Dünya milletlerine bu oldu bitliyi onaylatarak yasal bir statüye bağlamaktır. Lozan Anlaşması’na aykırı olarak Rodos, Midilli, Sisam, Sakız gibi anadolu kıyılarına yakın olan büyükçe adalar Yunanistan tarafından silahlandırılmış ve buralarda askerî hava alanları kurulmuştur. Bu durum Türkiye için bir tehdit unsurudur.
Görülüyor ki Ege kıyılarımız güvenlik açısından emniyetli bir özellikte değilir.

Bu durum hem fizikî özelliklerden hem de Yunanistan’ın izlediği yanlış politikadan kaynaklanmaktadır.
Bunlar.ve benzeri nedenler iki ülke arasında, köklü birtakım sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bulgaristan Sınırı

Meriç Irmağının Türkiye girişinden başlar. Uzunluğu 269 km olan bu sınır, 1912-1913 Balkan Savaşı ile belirlenmiş ve Lozon Anlaşmasıyla da onaylanmıştır. Sadece siyasî bir sınır olup belirgin doğal engellerden geçmeyen bu sınır, Türkiye için stratejik öneme sahiptir.

Bulgaristan’dan ülkemize açılan Meriç depresyonu Avrupa ve Orta Doğu arasında Anadolu üzerinden işlemekte olan kara ve demir yollarının giriş çıkış kapısıdır. Türkiye’nin en işlek ve en önemli gümrük kapısı olan Kapıkule, bu yolların başında bulunmaktadır. Bu sınır üzerinde zaman zaman kaçakçılık ve sığınma amacıyla kaçış olayları meydana gelmektedir.

Bulgaristan’dan 1923-1984 yılları arasında 962 000 kişi Türkiye’ye göçtüğü halde Bulgaristan’da 1.5 milyon Türk nüfusu yaşamaktadır. Bu nedenle Bulgar yönetiminin Türk nüfusa karşı izlediği politikadaki değişiklikler, iki ülke arasındaki ilişkileri etkilemektedir.

1985 yılı başlarında, uzun yıllardan beri sürdürülen asimilâsyon politikası çok daha belirgin hale gelmiştir. Bulgarlaştırma politikası, Türk izi taşıyan her şeyi yok etme noktasına getirilmiştir. Hatta Türklerin adları bile Bulgar adlarıyla değiştirilmiştir. 1990′da demokratik yönetime geçilen Bulgaristan’da Türk nüfusun hakları kısmen iade edilmiş ve Türkiye-Bulgaristan arasındaki ilişkileri normale dönmüştür.

Gürcistan Sınırı

276 km olan Türkiye Gürcistan Sınırı Sarp Köyünden başlar. Eski bir yerleşme olan bu köy, çizilen sınır nedeniyle ikiye bölünmüştür.

Karadeniz kıyılarından hemen sonra, eğimli ve dağlık yerlerden geçen sınır, uzun bir süre dağlar ve platolar üzerinde devam eder. Aktaş gölü (Hazapin = Azap) gölünü ikiye böldükten sonra güneye yönelir ve Ardahan Platosu üzerinde bir süre devam ettikten sonra Ermenistan sınırına ulaşır. Bu sınır üzerinde Sarp gümrük kapısı bulunmaktadır.

Ermenistan Sınırı

Genel olarak Arpaçay ve Araş vadisini izleyerek Nahcivan-Türkiye sınırında son bulur. 316 km uzunluğunda olan bu sınır üzerinde. Akyaka gümrük kapısı bulunmaktadır.

Azeri Sınırı

Türkiye ile İğdır’ın Dilucu mevkiinde çok kısa bir sınıra sahiptir.
Azerbaycan, 1991′de SSCB’nin dağılması sonucu bağımsızlığını kazanmıştır. Türkiye Azerbaycan arasında çok sıkı ilişkiler vardır. Ekonomik, siyasî ve kültürel yönden iki ülke arasındaki ilişkiler giderek güçlenmektedir. Latin alfabesini kabul ettikten sonra kültürel ilişkiler daha da güçlenmiştir. Türkiye’de çok sayıda Azerî Türkü yükseköğrenim görmektedir.

Nahcivan Sınırı

Türkiye-Nahcivan sınırı, sadece 18 km uzunluktadır. Üzerinde Umut gümrük kapısı bulunmaktadır.

İran Sınırı

Aras’ın ülkemizden ayrıldığı yöreden (Dilucu yöresi) başlar ve Türk-iran-lrak sınırlarının kesişme noktasında sona erer Türkiye – iran sınırı, değişik özellikleriyle diğer sınırlarımızdan ayrılır. Bunları kısaca sövle özetleyebiliriz: • Doğal sınır olup genellikle su bölümü çizgisini takip eder.

• Türkiye tarafındaki Van gölü havzası ile iran tarafındaki Urmiye gölü havzasını birbirinden ayrılır. Sınır, bu iki su toplama havzasını birbirinden ayıran dağların, genellikle doruk noktalarından geçer. Bu doruklardan bazıları 3000 metreden fazla yükseklik gösterir.

• Çok eski olan Türikiye – iran sınırı, milli sınırlarımızın politik açıdan en dengelisidir. Sınır 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması iie çizilmiştir. O tarihten bugüne önemli sayılacak bir değişikliğe uğramamıştır.

• Türkiye- iran sının doğal bir sınır olduğu halde karşılıklı geçişleri önleyen bir duvar değildir. Ulaştırmayı sağlayan önemli giriş çıkış kapıları vardır. Sınır, etnik yönden aynı milleti ikiye böler. Çünkü iran Azarbaycan’ı (politik merkezi Tebriz) Türk nüfusunun çoğunlukta olduğu bir Türk bölgesidir.
Uzunluğu 454 km kadar olan Türkiye-iran sınırı, yukarıda da değinildiği gibi karşılıklı geçişleri zorlaştırmaz. Bu sınır üzerinde bulunan en önemli kapı, Gürbulak Gümrük kapısıdır. Bu kapıdan geçen çok işlek yol (E23 devlet yolu), Anadolu’yu baştan başa kaleden, Avrupa bağlantılı kara yolu olup, Tebriz üzerinden Tahran’a ulaşır. Güzergâh üzerindeki trafik yoğunluğu özellikle 1960 lardan sonra önem kazanan milletler arası TIR taşımacılığı nedeniyle belirgin bir şekilde artmıştır. Türkiye-iran sınırı üzerindeki bir başka Gümrük kapısı da Esendere gümrük kapısıdır.

Türkiye-iran sınırında da, bazı sorunlar vardır: Bunların başında, henüz standartları yüksek işlek bir yol sisteminin geliştirilmemiş olması ve kaçakçılık olayları gelir. Ülkemizden iran’a daha çok hayvan kaçırılır. Oradan Türkiye’ye ise narkotik (uyuşturucu) maddeler, oyuncak gereçler, mutfak eşyaları, saat ve ev eşyaları, mermi silâh gibi malların sokulduğu eskiden beri bilinmektedir. Özellikle 1960 lardan sonra yoğunlaşan TIR taşımacılığının bu gibi olayları hızlandırdığı, 1980 den sonra olayın kısmen denetim altına alınıp sınırlandırdığı bilinmektedir. Bu sorunlara terörist sızmaları da eklenmiştir.

Pagination for Multi-page posts ~~~ -->